Özel Çocuklar

Başarı ve Mutluluğa Giden Yolda Pusulanız

Bu bölümde Otizm-Spektrum Bozukluğu olan Özel Çocuklarımızın ebeveynleri için derlediğimiz akademik makaleleri sunmaktayız.

Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Çocuklarda Taklit Gelişimi Ve Taklidin Gelişimsel Rolü

Meral ÖKCÜN AKÇAMUŞ Figen TURAN 

Taklit, erken çocukluk döneminde çocukların gelişiminde önemli bir role sahiptir. Otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan çocuklarda, taklit becerilerinde sınırlılıklar görülmekte ve bu sınırlılıklar otizm spektrum bozukluğu olan çocukları diğer gelişimsel geriliği olan çocuklardan ayırmaktadır. Yapılan araştırmalarda, OSB olan çocuklarda erken dönem taklit becerilerinin, ifade edici dil, alıcı dil, sözcük dağarcığı, sosyal etkileşim ve oyun gelişimi ile ilişkili olduğunun bulunması, taklidin OSB olan çocukların gelişiminde de kritik bir role sahip olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte OSB olan çocuklar taklit becerilerinde, hem normal gelişen akranlarına hem de farklı gelişimsel gerilik tanısı almış çocuklara oranla daha zayıf bir performans göstermekte ve doğal ortamlarda kendiliğinden taklit davranışlarında, yapılandırılmış ortamlardaki taklit davranışlarına göre daha fazla güçlük yaşamaktadırlar. Bu durum, OSB olan çocukların taklit becerilerini kazanmaları durumunda bile, taklidin sosyal rolünü anlamada, doğal bağlamlarda taklidi sosyal etkileşim ve sosyal öğrenme için kullanmalarında zorluklar yaşadıklarını göstermektedir.

Otizm Tanısı Konmuş Çocukların Ailelerinin Çocuklarıyla Birlikte Kaliteli Zaman Geçirme Etkinliklerine Dair Farkındalıklarının İncelenmesi

Melike ADALI Aylin SÖZER ÇAPAN 

Toplumun en küçük sistemi ailedir. Aile çocuğun gelişiminde ve eğitiminde en etkili rolü olan çevrelerden biridir. Özellikle, yaşamla ilgili bazı davranış kalıpları, sosyal etkileşimlerle ilgili bazı kural ve roller, temel alışkanlıklar günlük ilişkiler sırasında öğrenildiğine göre; aile, çocuk için bütün bu becerilerin temelinin atıldığı yer olarak önem taşımaktadır. Bu nedenle olağan gelişen ya da özel gereksinimli diye ayırmadan her çocuğun içinde büyüyüp gelişebileceği, bazı kural ve rolleri yaşayarak öğrenebileceği aile çevresi içinde bulunma gereksinimi vardır (Darıca, 2000). Bu çalışmada özel gereksinimli çocuklardan, otizm tanısı konmuş çocuklar ve aileleri ele alınacağından öncelikle otizmi tanımlayacak olursak Otizm, yaşamın erken dönemlerinde başlayan ve yaşam boyu süren, sosyal ilişkiler, iletişim, davranış ve bilişsel gelişmede gecikme ve sapma gibi özellikler gösteren nöropsikiyatrik bir bozukluk olarak kabul edilmektedir. Yaygın gelişimsel bozuklukların en iyi bilineni otizm olup karşılıklı sosyal etkileşimde, sözel iletişimde bozukluklar ve basmakalıp stereotipik davranış örüntüsü ile karakterizedir (MEB, 2008). Buradan yola çıkarak otizm tanısı konmuş çocukların da genellikle sosyal becerileri, günlük yaşantılarla ilgili kuralları uygulamada bir takım zorluklar yaşadıkları literatürde de görülmüştür.

ŞÜPHEDEN TEDAVİYE OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞUNDA AİLELERİN GÖZÜNDEN YAŞANAN SORUNLAR

Bahadır TURAN İbrahim Selçuk ESİN Elif ABANOZ Onur Burak DURSUN 

Amaç: Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanısı alan çocukların ebeveynlerinin OSB ile ilgili farkındalık düzeyini belirlemeyi ve günlük yaşamlarında ve sosyal alanlarında karşılaştıkları sorunları tespit etmeyi amaçlıyoruz. Yöntem: Çalışmaya, DSM-5'e göre OSB tanısı konulan, çocuk psikiyatri kliniğinde takip edilen ve çalışmaya katılım için yazılı onam veren 109 ebeveyn dâhil edilmiştir. Konuyla ilgili kapsamlı bir literatür taramasından sonra çalışmada kullanılmak üzere geliştirilen anket; OSB hakkındaki bilgi düzeyleri, tanı ve tedavi sürecinde karşılaştıkları güçlükleri değerlendirmeye yönelik 83 soruyu kapsamaktadır. Bulgular: Katılımcıların %56'sı OSB'yi daha önce hiç duymadığını, %61'inin OSB'de zekâ düzeyinin değişebileceğini bilmediğini ve %74'ünün OSB'yi sadece çocuklarda görülen bir bozukluk olarak düşündüğünü belirtmiştir. Katılımcıların %52'si 0-2 yaş arası çocuklarının gelişimini düzenli bir sağlık merkezinde izlendiğini, %88'i çocuklarının gelişimi konusunda kaygılanan ilk kişilerin kendileri ve geniş aileleri olduğunu ve %52,3'ü çocuklarının gelişimiyle ilgili kaygılarının 1-2 yaşlarında olduğunu bildirmiştir. Sonuçlarımız ailelerin tüm süreç ile ilgili zorluk yaşadıklarını destekler niteliktedir. Sonuç: OSB’li çocukları sosyal yaşama dâhil etmeyi engelleyen faktörler arasında sayılan OSB farkındalığı, yoğun olarak çalışılan alanlardan birisidir. Ancak, özellikle ruh sağlığı uzmanları tarafından topluma, sağlık çalışanlarına ve OSB tanısı konulan çocukların ebeveynlerine farkındalık eğitimi verilmesi oldukça önemlidir.

Otizmli Çocuğa Sahip Olan Ebeveynlerin Görüşleri: Otizm Tanımlamaları ve Otizmin Nedenleri

Gökhan TÖRETSelda ÖZDEMİRÖmür GÜREL SELİMOĞLUUfuk ÖZKUBAT

Bu araştırmada, otizmli çocuğa sahip olan ebeveynlerin, otizmin nedenlerine ilişkin algıları, otizm tanımlamaları ve çocuklarının otizmin yaygın tanımı ile uyumlu olduğunu veya olmadığını düşündükleri özelliklerine ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, otizmli çocuğa sahip olan birincil bakım veren durumundaki 50 ebeveyn ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Ebeveyn görüşlerinin yazıya dökülmesi ile ebeveyn görüşlerini yansıtan ön temaların oluşturulması sonrası temalar üzerinden yapılan betimsel analiz sonucunda, otizm ile ilişkili olarak ebeveynlerin çoğunluğunun çocuklarının sahip olduğu otizmin nedeni konusunda bilinmezlik yaşadıkları, otizmi, sosyal-iletişimsel davranışlarda bozukluk olarak tanımladıkları, otizmin tanımı ile uyumlu olduğunu düşündükleri en sık problemin, çocuklarında gözledikleri dil-konuşma ve iletişim bozukluğu olduğu ve çocuklarında otizmin tanımı ile uyumlu olmayan bir öğrenme veya davranış özelliği gözlemedikleri belirlenmiştir. Bu araştırmada ilgili temalar altında derinlemesine elde edilen ebeveyn görüşleri, ilgili nitel araştırmalar doğrultusunda tartışılmış ve gelecekte yapılacak araştırmalara ve uygulamalara yönelik önerilere yer verilmiştir

Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Olgularda Anne Sütü Alım Süreleri ve Otizm Şiddetiyle İlişkisi

Nilfer ŞAHİNDamla BALKAN Ulviye KIRLI

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal etkileşim ve iletişimde bozulmalar ve stereotipik davranışlarla karakterize bir grup nörogelişimsel bozukluktur. Otizm etyolojisi henüz tam olarak aydınlatılamamış olmakla birlikte otizm etyolojisini açıklamak için birçok hipotez öne sürülmüştür. Anne sütü alım süreleri, zamanlamaları gibi emzirme ile ilgili durumlar, otizm için çevresel risk faktörleri olarak öne sürülmüştür. Bu çalışmada OSB’li çocuklarda anne sütü alım sürelerinin otizm şiddetiyle ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya DSM-5 tanı kriterlerine göre OSB tanısı almış 88 çocuk ve yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş 61 sağlıklı çocuğun verileri dahil edildi. Otizm şiddeti Çocukluk Otizm Dereceleme Ölçeği (ÇODÖ) ile değerlendirildi. OSB grubunda ortalama anne sütü alma süresi 12.97±8.13 ay iken kontrol grubunda bu süre 15.55±7.81 ay idi. Gruplar arasında ortaya çıkan bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0.055). OSB grubunda ÇODÖ puanlarıyla anne sütü alım süreleri arasında negatif korelasyon saptandı (p<0.001, r:-0.435). Bu çalışmada OSB’li çocuklarda anne sütü alım süreleri sağlıklı kontrollere benzer bulundu. Bununla birlikte OSB’li çocuklarda anne sütü alım süreleri kısaldıkça OSB şiddetinin arttığı bulundu. Anne sütünün OSB etiyolojisindeki potansiyel patofizyolojik rolünün ve hastalık şiddetiyle ilişkisinin aydınlatılması için daha geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç vardır.

Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Çocuklarda Beslenme Durumunun Belirlenmesi

Ayşe Nur KAYNAR [1] Hande ÖNGÜN YILMAZ [2]

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal, iletişim, davranış ve bilişsel becerilerinde sorunlar ile erken çocukluk döneminde ortaya çıkan ve genelde etkilerini yaşam boyu sürdüren, nedeni ve tedavisi halen bilinmeyen nörogelişimsel bir bozukluktur. Bu araştırmada amaç otizmli çocukların beslenme durumlarını, alışkanlıklarını ve yeme problemlerini belirlemektir. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılan bu araştırma, Bağcılar Lokman Hekim Özel Eğitim ve Uygulama Merkezi’nde eğitim gören, 7-14 yaş arası, 10 kız 48 erkek, toplam 58 çocuk ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada çocuk ve aileye ilişkin genel bilgiler, üç günlük besin tüketim kaydı ve besin tüketim sıklığı anketleri uygulanmıştır. Veriler değerlendirildiğinde, çocuklarda sindirim sistemi problemlerinden kabızlık ile şişkinlik ve gaz problemlerinin sık görüldüğü, yeni yiyecek denemeyi reddetmenin de yaygın olduğu görülmüştür. Ayrıca otizmi olan çocukların yiyecekleri renk, tat ve koku özelliklerine göre de tercih ettiği belirlenmiştir. BKİ (Beden Kitle İndeksi) ile yiyecekleri renk, tat, koku özelliklerine göre tercih etme ve BKİ ile yeni yiyecek denemeyi reddetme arasında anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur (p<0,05). Besin tüketim sıklığı incelendiğinde süt, kefir, balık, yeşil yapraklı sebzeler, kuru meyveler ve tam tahıllı ekmek gibi besinlerin hiç tüketilmediği görülmüştür. Üç günlük besin tüketim kayıtlarına göre günlük protein alımının fazla olduğu, posa, vitamin B1, B6, folat, kalsiyum ve potasyum alımlarının yetersiz olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın sonucuna göre risk altında olan otizmli çocukların beslenme durumları ile beslenme alışkanlıkları takip edilmeli, yaygın görülen gastrointestinal sorunlar tedavi edilmeli, vitamin ve mineral yetersizlikleri önlenmeli ve takıntılı yeme davranışları için çözüm yolları üretilmelidir.

Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Çocukların Kardeşlerinin Psiko-sosyal Özelliklerinin Projektif Testlerle Değerlendirilmesi

Hatice ŞENGÜL ERDEM [1] Yeşim FAZLIOĞLU [2]

Otizm Spektrum Bozukluğu tanılı bireylerin tipik gelişim gösteren kardeşlerinin psiko-sosyal özelliklerinin karşılaştırılması amacıyla yapılan bu araştırma, nitel araştırma desenlerinden olgu bilim deseniyle kurgulanmıştır. Çalışmaya OSB’li kardeşi olan 90 ve tipik gelişen kardeşe sahip 90 çocuk olmak üzere 180 çocuk katılmıştır. CAT/TAT projektif testleri kardeşlere bireysel uygulanarak protokeller oluşturulmuştur. Protokellerin depresyon, kaygı-persekütif endişe-kastrasyon, somatizasyon, dürtüsellik, saldırganlık, agresyon, dikkat sorunları ve dil bozulmaları ve kardeş kıskançlığı şeklinde oluşturulan temalar çerçevesinde içerik analizleri yapılmış ve araştırma ile karşılaştırma grubunun temalar çerçevesindeki yanıt sıklıkları nicel olarak karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Sonuçlarına göre OSB’li kardeşi olan çocukların psiko-sosyal gelişim açısından risk altında olduğu ve tüm temalarda karşılaştırma grubuna göre hem içerik hem de nicel olarak daha yoğun protokol içerikleri sunduğu görülmüştür. Bu bulgular alanyazın ışığında yorumlanmış ve araştırmanın kısıtlılıkları verilerek sonraki çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.

Otizm Spektrum Bozukluğunun Erken Çocukluk Dönemi’nde Tanılanma Ve Değerlendirilmesinde Kullanılan Ölçme Araçlarının İncelenmesi

Çağla KILINÇ [1] , Başak BAĞLAMA [2] , Gönül AKÇAMETE [3]

Otizm spektrum bozukluğu (OSB), yaşamın ilk üç yılı içinde ortaya çıkan ve yaşam boyu devam eden nörogelişimsel bir bozukluktur. OSB’de etkili erken tanı ve erken tanıda kullanılacak araçlar son yıllarda üzerinde yoğun olarak çalışılan konular arasındadır. Bu araştırmanın amacı erken çocukluk döneminde otizm spektrum bozukluğunun tanılanma ve değerlendirilmesinde kullanılan ölçme araçlarının incelenmesidir. Araştırma kapsamında, OSB’nin erken çocukluk döneminde tanılanma ve değerlendirilmesinde kullanılan ölçme araçlarının kimler tarafından geliştirildiği, kimlere uygulanabileceği, içerik özellikleri ile geçerlik ve güvenirlik çalışmaları ele alınmıştır. Bu araştırmanın, OSB’nin erken çocukluk döneminde tanılanması ve değerlendirilmesinde kullanılan ölçme araçlarına yönelik güncel durumu ortaya koyması ve bu alanda çalışan uygulamacı ve araştırmacılara ışık tutması beklenmektedir.

 

ÖZEL EĞİTİMDE MONTESSORİ METODUNUN KULLANIMI

Gökçen İLHAN ILDIZ  Yeşim FAZLIOĞLU

Maria Montessori, yirminci yüzyıl eğitimindeki en önemli figürlerden biri olarak kabul edilmektedir. Tıp eğitimi alan Montessori, araştırmaları sırasında engelli çocuklarla karşılaşarak çalışmalarında bu çocukların eğitimine ağırlık vermiştir. Uygun yaklaşımlarla engelli çocukların eğitilebileceğine inanan Montessori; Itart ve Seguin’in engelli çocuklarla yaptıkları çalışmaları inceleyerek kendi eğitim materyallerini geliştirmiştir. Materyallerin sunumlarına ve çocuklara sunulan eğitim ortamının engelli çocukların ihtiyaçlarına hitap etmesini,  ilgilerini çekmesini ve onları motive etmesini temel alan Montessori geliştirdiği materyallerle engelli çocuklarla uygulamalar yapmış ve bu çocukların ihtiyaçları doğrultusunda materyallerinde değişiklikler yaparak sistematik bir şekilde çalışmıştır. Çalışmaları sonucunda engelli çocukların beklediğinin çok ötesine ilerleme kaydettiğini fark etmiştir. Kendi adını verdiği eğitim metodunu geliştiren Montessori dönemin şartları nedeniyle normal gelişim gösteren çocukların eğitimine yönelerek çalışmalarına devam etmiştir; fakat Montessori’nin ilk özel eğitimcilerde olduğu araştırmacılar tarafından kabul edilmektedir. Montessori eğitim metodunun bireysel eğitim, çocukların kendi hızıyla ilerlemesi, duyu temelli materyaller kullanılması gibi temel ilkeleri özel eğitimin müfredatına girmiştir. Montessori eğitim metodu ülkemizde ve dünyada halen kullanılmaya devam edilmektedir. Metot ülkemizde normal gelişim gösteren çocukların eğitimlerinde kullanılırken, yurt dışında özel gereksinimli çocukların eğitimlerinde de kullanıldığı literatür incelendiğinde ortaya çıkmaktadır. Otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, öğrenme güçlüğü, fiziksel engel, işitme ve görme bozuklukları, Montessori eğitim metodunun eğitimleri için kullanıldığı engel gruplarının içerisinde yer almaktadır. Bu çalışmada Montessori eğitim metodu özel eğitim çerçevesinde ele alınmış, çeşitli engel gruplarında metodun kullanılabilirliği irdelenmiştir. Çalışmanın yerli literatürdeki bu açıklığı gidereceği ve yerli literatüre yeni bir bakış açısı kazandıracağı beklenmektedir.